Büyük umutlar

Başka bir yazarda rastlamadığım alaycı bir üslubu var Dickens’ın. Örneklemek olanaksız çünkü o alaycı cümle metinden çıkartıldığında özelliğini yitiriyor ama kitapta öyle bir hava yaratıyor ki, o sıradan cümle müthiş bir alaycılık taşımaya başlıyor.

     Geçenlerde JK Rowling’in ilk iki Harry Potter romanını yazarken oturduğu sandalyenin yaklaşık 400 bin dolara satıldığını öğrendim. Rakamın büyüklüğü Türk Lirasına çevirince daha bir belirginleşse de bunun bir rekor olmadığını söylemeliyim. Charles Dickens'ın Büyük Umutlar adlı kitabını kaleme aldığı masa ve sandalye 2008 yılında 850 bin dolara alıcı bulmuştu. Ancak tek rekoru bu değil Büyük Umutlar’ın; ne zaman tarihin en büyük romanları soruşturması yapılsa, hep ilk on içerisinde yer bulur kendisine. Seçicilerin kim olduğu da önemli değildir; okuyucular, yayıncılar, yazarlar…hiç fark etmez, hepsi hakkını teslim eder Büyük Umutlar’ın. Ve yayınlandığından beri, yani 150 yılı aşkın bir süredir, durum böyle.

     Ancak Italo Calvino Klasikleri Niçin Okumalı adlı yapıtında klasiklerin sanıldığı kadar çok okunmadığını söyler ve bu saptaması doğrudur ama okumayanlar da klasiklerden etkilenir bence. Örneğin, Suç ve Ceza’yı okumamış fakat oradaki düşünceleri sindirmiş çok sayıda insanla karşılaştım yaşamım boyunca. Sanırım klasikler başka yazarları etkilediğinden, o başka yazarları okuyanlar, tam olarak aynı şey olmasa da klasikleri okumuş gibi oluyor dolaylı olarak. Bence bir eseri klasik yapan asıl bu özelliğidir; dolaylı da olsa etkileme gücüne sahip olması. (1) Ama bir kez okursanız bir süre sonra, ki bu süre çok değişkendir, yeniden okumak istersiniz. Nasıl sevdiğiniz bir melodiyi bir kez dinlemek yetmezse, klasik kitaplar da böyledir; klasik müzik gibi.

     Klasikleri okumak veya yeniden okumak için tek neden bu değil elbette, diğer okuduklarınızdan keyif alabilmek için de klasikler okunmalı bence. Roman Jacobson, şöyle diyor: “Bir şiiri okuyan ya da bir tabloyu seyreden kişi gerçekten de iki düzene dikkat eder: bir yandan geleneksel kurallara, öte yandan da bu geleneksel kurallardan sapmış sanatsal yeniliğe. Yenilik, arka planda yer alan gelenek çerçevesine göre algılanır.” (2) Büyük Umutlar tam da bu tanıma uygun bir biçimde klasik bir romanda olması gereken her şeye sahip. Demek istediğim, her yeni romanı Büyük Umutlar temel alarak değerlendirmek olası.

KÜNYE: Büyük Umutlar. Charles Dickens. Kitapçılarda Karbon Kitap, Kapra ve İş Bankası baskıları var, liste
fiyatları 80-225 TL arası.

      Peki ne var bu kitapta? Dickens, her şeyden önce Victoria Dönemi İngiltere’sinin toplumsal yaşamını, çelişkilerini, gündelik yaşamdaki sıkıntıları öyle bir aktarıyor ki, Londra’dan kırsal alana dek tüm ülkeye panoramik bir bakış sağlıyor. Ekonomik koşulların insanların arasında nasıl da aşılması olanaksız bir uçuruma yol açtığını anlatırken, sınıf sözcüğüne kitap boyu rastlamak olanaksız ama sınıflar tüm yönleriyle kitabın ayrıntılarına yedirilmiş. Engels’in, Dickens için “içinde yaşanılan dönemi tüm pislikleriyle anlatan gerçekçi yazar” demesi boşuna değil bence. Hatta kimi durumları anlatmak için Dickens karakterlerini kullanır. Örneğin, İngiltere'de Emekçi Sınıfların Durumu’nda spekülatörleri anlatmak için Dickens’in başka bir kitabı David Copperfield’den ‘Micawber’ tiplemesine atıf yapması gibi.

     Büyük Umutlar çocukları ama özellikle işçi sınıfı çocuklarını anlatmada çok başarılı, hatta bu konuda eşsiz olduğunu söyleyebilirim Dickens’ın. O dönemde İngiltere hızla sanayileşirken, çocuk emeği sömürüsü had safhadaydı. Zenginleşen burjuva sınıfının yarattığı etik dışı kuralların meşru kabul edilmesi belki de 19. yüzyıl İngiltere’sinin temel özelliklerindendi. Dickens’ın bu durumu gerçekçi bir dille yansıtabilmesinde kuşkusuz ailesinin ekonomik sıkıntıları nedeniyle dokuz yaşındayken okuldan ayrılıp bir fabrikada çalışmaya başlamasının rolü vardır.

     Karakterlerinin canlılığı romanın dikkat çeken başka bir özelliği. Dediğim gibi, özellikle çocuk ve çocuğun yalnızlığı çok iyi verilmiş. Ancak diğer tiplemeler de o kadar canlı ki dönemin kültürel, entelektüel ve siyasi özelliklerini bu kişiler üzerinden takip edebiliyor okur.

     Dickens’ın sade ve akıcı bir dili var. Belki de bu yüzden, okurda pek çok farklı duyguyu uyandırabileceğini düşünüyorum. Demek istediğim, sadeliğin getirdiği, okura da kitaba katılma olanağı veren bir tarzı var Dickens’ın. Bir de dikkatimi çeken küçük gerilimleri büyük, büyük gerilimleri de küçük gibi verebilmesi oldu. Bu benim kişisel bir çıkarımım; bahsettiğim ‘kitaba katılma olanağını’ benim kullanım biçimim olabilir. Yine de son paragrafta söylediklerim iyi bir şey mi, kötü bir şey mi, doğrusu bilemedim. Ustalık olduğu kesin ama devamı için kesin bir yargım yok.

     Bir yerde okumuştum, “henüz Dickens okumamış kişiyi kutlarım, çünkü onu duyulmamış sözler bekliyor demektir” diyordu. Bu sözü nerede okudum anımsamıyorum ama katıldığımı söyleyebilirim:

     “Geceleri uykusuz yatıp bir insanı düşünüyorsun diye o insan üzerinde bir hak ileri sürebileceğini bilmezdim.

     “Ablam son derece temiz bir ev hanımıydı fakat temizliğini, kirden daha rahatsız edici ve kabul edilemez bir hale getirmek gibi üstün bir sanatı vardı.

     “Öylesine suratsız birisiydi ki bir kitaba bile başlarken sanki yazarı kendisine karşı bir kusur işlemiş gibi bir tavır takınırdı.

     Başka bir yazarda rastlamadığım alaycı bir üslubu var Dickens’ın. Örneklemek olanaksız çünkü o alaycı cümle metinden çıkartıldığında özelliğini yitiriyor ama kitapta öyle bir hava yaratıyor ki, o sıradan cümle müthiş bir alaycılık taşımaya başlıyor.

     Bunları yazsam da, İleri okuruna Büyük Umutlar’ı anlatmanın gereksizliğinin de farkındayım. Ama belki şunu söylemem gerekebilir, ‘ikinci kez olsa da yine okuyun, filmini, dizisini izlemiş olsanız da yine okuyun’ çünkü çok sürükleyici ve romanın ne olduğunu öğreten bir roman.

 

(1)https://www.ilerihaber.org/yazar/klasikler-nicin-okunmali-143437

(2) Roman Jacobson. Sekiz Yazı. Çev.: Mehmet Rıfat, Sema Rıfat. Düzlem Yay., 1990.

 

Not: Büyük Umutlar, İleri Kitaptaki son yazım oldu. Geçmişe şöyle bir baktığımda 150’yi aşkın kitap yazısı yazdığımı görüyorum. Aslına bakarsanız, kitap tanıtmayıp kendi okuma notlarımı paylaşıyordum. Okumaya ara vermeyeceğime göre, sadece paylaşım kısmı eksik kalacak demektir bundan sonra. Benim açımdan bir diğer değişiklik de kitap seçimlerimde olacak; İleri’ye yazarken birbiriyle ilintili, ortak bir yazıda birleştirebileceğim kitapları seçiyordum. Artık biraz daha ‘özgür’ okuyabileceğim. Neyse, kitap notlarımı okuyan, eleştiren, görüşlerini bildiren herkese çok teşekkürler.