Bir haysiyet meselesi

Yurttaşlık hukuku, toplum olma vasfı hızla aşınırken, kabile hukuku ile atomik birey arasında, "haysiyetin" tam olarak nereye kurulacağı; otonominin, saygı görme talebinin nerede mümkün olacağı belirsizleşmiş durumdadır.

“Haysiyet” kavramının, felsefeden edebiyat eleştirisine oldukça geniş bir yüzeyi var. Sanırım bende en çok iz bırakanı, Nurdan Gürbilek’in Sessizin Payı’nda, Kemalettin Tuğcu ve Orhan Kemal eserleri üzerinden kavramın izini sürdüğü satırlardır. Nitekim Tuğcu’nun iyi kahramanlarından süzülüp, tüm ruhsallığımıza tüneyen o malum ikiliğin içindedir “haysiyet”: “Yoksul ama haysiyetli”. 
Oysaki Orhan Kemal, “yoksul” denildikten sonra gelen tereddüt kipinin kolayca “haysiyet” denilerek savuşturulabileceğini düşünmemekteydi: “Haysiyet, şeref, namus...Evet ama yenir miydi bunlar, içilir mi?”(1)

Tüm bunları düşünürken farkettim ki son 20 yılda “haysiyet” kavramı, etikten, estetikten, edebiyattan daha fazla politikanın alanına doğru kaymış durumda bizde. İşin aslı, neoliberalizmin dünyasında; yurttaşlıktan men edilmenin, hakkı, hukuku askıya alınmanın sıradanlaştığı bu dünyada, “haysiyetin” ivedilikle ıskartaya çıkarılmasında ama tam da böylesine peşkeş çekilenin siyasallaşmasında şaşılacak bir durum yoktur.

Yurttaşlık hukuku, toplum olma vasfı hızla aşınırken, kabile hukuku ile atomik birey arasında, "haysiyetin" tam olarak nereye kurulacağı; otonominin, saygı görme talebinin nerede mümkün olacağı belirsizleşmiş durumdadır.

Bu nedenle “haysiyetin” yeniden kazanılmasından (Gaye Boralıoğlu), tanınma ve toplum olma vasıflarıyla ilişkilenmesinden (Ümit Kıvanç) ama zaten onun “ekmek kavgasına” teğellendiğinden (Alpkan Birelma) ve hatta “sınıf mücalesiyle” ilişkisinden (Can Soyer) bahsedildiğini görüyoruz.(2)

Daha fazlası var...

İşçi ayaklanmalarında ilk sözün yine “haysiyet” olmasını, tahtakurularıyla uyuyan İstanbul Hava Limanı işçilerinin isyanından biliyoruz. Açız, yoksuluz, işçiyiz ama haysiyetimiz var!

Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu, 2022’deki işçi direnişlerini, “haysiyet direnişleri” olarak tanımlıyor.

Akbelen direnişinde TİP milletvekili Ahmet Şık, “haysiyetleri varsa, yıkımı durdururlar” diyor.

Grevde 42. günü geride bırakan Agrobay işçileri, “bir haysiyet meselesinden” bahsediyor.

Sputnik grevindekiler, “bizimki bir haysiyet meselesi” diyor.

Trendyol depo işçileri, polis saldırısı sonrasında, yaşanan şeyin bir onur ve “haysiyet meselesi” olduğundan bahsediyor.

Sınıf mücadelelerinden hak-hukuk kavgasına uzanan genişçe bir zeminde sözün "haysiyet talebi" olarak sadeleşmesi oldukça anlamlı.

Yine de bu “yoksul ama haysiyetli” dizgesindeki “yoksula” tam da sığmayan bir şeyler var, kadın olmak mesela. Zira yüzyıllar boyunca kadınlar, onur, şeref, namus, haysiyet diye sıralanan şeylerin nesnesi haline getirilmiştir. Nitekim bunu tersine çevirmek, “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” şiarına uygun bir “haysiyet” kazanmak için son iki yüzyıldır büyük savaşlar verilmiştir.

Ne var ki bugünün dünyasında “eşitlik, özgürlük, kardeşlik dükkanı” artık kapatılıyor ve yol ilk olarak kadınlara göründü...

Bu nedenle örneğin Agrobay işçisi kadın, yoksulların yaşamında sıradanlaşmış bir “haysiyet suikastinden” çok daha fazlasını yaşıyor.  

Yıllarca seranın 52 derece sıcağında, su verilmeden, fıtık edilerek, hakarete maruz bırakılarak çalışan; hak ve hukuk dediğinde, sendikalı olduğunda iftiraya uğrayan, gündüz kolluk gücünden akşam kocadan dayak yiyen kadın, tüm katmanlarıyla bir “haysiyet çığlığı” olarak yükseliyor.

İşçisine “karın sendikalı olmuş, ona haddini bildir” diyen, haysiyeti tam da en ince yerinden kıran, koca dayağı ile kadın işçisini “hizaya getirmeyi” umarak “haysiyet varsayımını” tümden iptal etmek isteyen bir düzen karşımızdaki...

Bu nedenle örneğin Medeni Kanunu baltalamak için Anayasa hazırlığına girişenlerin, “karma eğitimi” hedef tahtasına oturtanların, erkek şiddetinde cezasızlığı norm kılmaya çalışanların, af kanunlarıyla kadın katillerini, tecavüzcüleri bir bir salanların, biz kadınları tüm bir insanlık dairesinden men etme girişimi tutarlıdır.

İstedikleri, haysiyetimizi, bizde kalan son şeyi de teslim edip diz çökmemizdir!

Diz çökmeyeceğiz!

Akbelen’den Agrobay’a, Çedes protestolarından haftalardır süren #BizdeBitmedi kampanyasına, seçim sonrasının en umutsuz günlerinde yeşeren meydan okuma girişimleri bunu gösteriyor.


Kaynaklar:

1 - Nurdan Gürbilek, Sessizin Payı, Metis(2015), s.61

2 - Gaye Boralıoğlu, Ümit Kıvanç, Haysiyet, Kıraathane (2019)

Alpkan Birelma, Ekmek ve Haysiyet Mücadelesi, Günümüz Türkiyesi’nde Üç İşçi Hareketinin Etnografisi, İletişim (2014)

https://birikimdergisi.com/haftalik/9486/haysiyet

https://www.ilerihaber.org/yazar/haysiyet-bilinci-151557