Reha Erdem’in yeni filmi ‘Neandria’: Yarışmak istemeyen atletin öyküsü

Erdem sineması açısından Neandria’daki paradigmatik yenilik ise kaçış yerine kendi kaderini kendi istediği gibi şekillendirme iradesinin kaçmadan da ortaya çıkışı ki ülkemizin günümüz konjonktüründe son derece pozitif bir yönelim bu.

Yeşilçam sonrası sinemamızın en özgün yönetmenlerinden Reha Erdem’in sinemalarda izleyebildiğimiz bir önceki filmi yedi yıl öncesinden Koca Dünya’ydı (*); pandeminin kapanma dönemlerinde zoom programı üzerinden çektiği Seni Buldum Ya! (**) ise çevrimiçi bir platform üzerinden izleyici karşısına çıkmıştı. Nihayet Erdem’in yeni filmi Neandria Başka Sinema ağı üzerinden yedi ilde toplam 23 salon gibi sınırlı bir ölçekte de olsa vizyona girdi.

Neandria, Çanakkale yöresindeki antik bir kentin adı ve filmin konusu bu kentin kalıntıları yakınlarındaki bir köyde geçiyor. Suna adındaki baş karakter, uzun mesafe koşmaya meraklı ve atlet olmaya annesi tarafından yönlendirilen genç bir kadın. İki aydır yeni bir imamın atanmasının beklendiği köye gelen bir genç, imam olarak göreve başlar. Ancak bu genç, yöredeki bir taşocağı inşa projesinin çevreye getireceği zararlar konusunda son derece bilgili ve ekolojik duyarlılığı dikkat çekici derecede yüksek bir bireydir.

Neandria’nın anlatısının bir damarı, imamın genel olarak ekolojik duyarlılığını (“derin ekoloji” denilen yaklaşımı da çağrıştırır şekilde) uhrevi söylemlerle bezeli olarak ifade ettiği “özlü sözleri” üzerinden insan-doğa ilişkisine ilişkin gibi görünüyor ilk bakışta. Nitekim filmin gerek tanıtım duyurularında gerekse kapanış jeneriğinde ekolojik olarak sürdürülebilir bir yapım sürecinin ürünü olduğunun ifade edilmesi de bu damarın öne çıkmasını teşvik ediyor.

Ancak Neandria esasen gençlerin içerisinde bulundukları yaşam koşullarında kendilerini kıstırılmış hissetmelerine dair bir film. İlk başrol deneyiminde çok başarılı bir performans sergileyerek filmin sürükleyici bir seyir deneyimi sunmasına büyük katkı yapan Deniz İlhan tarafından canlandırılan Suna, koşmaktan hoşlanan ama onun için stres kaynağı olan atletizm yarışmalarına katılmaya gönülsüz ve yalnızca annesinin zorlamasıyla bu doğrultuda efor harcayan bir genç.

Genç bireylerin kıstırılmışlık hissi Reha Erdem sineması içinde sık sık işlenen bir olgu ama daha önceki bu minvaldeki filmlerinde, örneğin Hayat Var (2009), Jin (2013) ve Koca Dünya’da (2017) gençlerin kendilerini kıstıran ortamın dışına kaçış ya da kaçmaya çalışma öyküleri perdeye geliyordu. Erdem sineması açısından Neandria’daki paradigmatik yenilik ise kaçış yerine kendi kaderini kendi istediği gibi şekillendirme iradesinin kaçmadan da ortaya çıkışı ki ülkemizin günümüz konjonktüründe son derece pozitif bir yönelim bu.

 

Zaferin Rengi

Fenerbahçe futbol kulübünün İstanbul’un 1. Savaşı sonrasındaki işgal yıllarında Millî Mücadele’ye katkısını konu alan Zaferin Rengi’nin sinemalardaki gösterimleri beşinci haftasında azalan salon ve seans sayısında olsa da sürüyor.

Zaferin Rengi dünya sinema tarihine vakıf sinemaseverler için Zoltan Fabri’nin başyapıtlarından Cehennemde İki Devre’yi (Két félidö a pokolban, 1961) ve özellikle 50 yaş üzeri sinema müdavimleri için ise efsanevi Pelé başta olmak üzere bir futbol yıldızları geçidini beyaz perdede izleme şansını yakaladıkları Zafere Kaçış’ı (Escape to Victory, 1981) ilk elde akla getiren bir yapım. Ancak bu iki filmin her ikisi de 2. Dünya Savaşı yıllarında yaşanmış gerçek bir tarihsel olaydan son derece serbest biçimde esinlenseler de kurgusal karakterler içeren ve tek bir futbol maçı üzerine odaklanan filmlerdi. Zaferin Rengi ise finali İngiliz işgal kuvvetlerine karşı bir maçtaki zaferle taçlanmış olmakla birlikte ana gövdesi itibariyle birkaç yıla yayılan bir süreci ve de büyük çoğunluğu Fenerbahçe’nin o yıllardaki yöneticileri, oyuncuları başta olmak üzere ve bu arada Mustafa Kemal’i de zaman zaman sürece dahil ederek gerçek tarihsel kişilerden oluşan bir dizi karakteri perdeye getiriyor. Dolayısıyla Zaferin Rengi direniş bağlamındaki bir maçın filmi değil, maçları da -ama örneğin Anadolu’ya silah kaçırılmasına yardımcıyı olmayı da – içeren bir direnişin filmi.

Sinemamızda Millî Mücadele’nin temsilinde İstanbul’daki direniş genelde nispeten ihmal edilen bir konu olagelmiştir; Zaferin Rengi bu eksikliği doldurma doğrultusunda kayda değer bir çaba. Bu arada Fenerbahçe’nin o yıllardaki kadrosunda bir Ermeni futbolcunun da bulunması ve onun aracılığıyla bir başka İstanbullu Ermeni’nin de direnişe angaje edilmesinin öyküye yedirilmesi üzerinden gayri-müslim düşmanlığından muaf biçimde İngiliz işgali karşıtı direnişin betimlenmesi de dikkate değer.

Zaferin Rengi’nin dikkat çeken ve çağımıza da uzanan çağrışımı dolayısıyla akıllarda kalan bir repliği ise işgal güçleri tarafından tutuklanan kulüp başkanının ardında bıraktığı yazılı mesajda Fenerbahçe’ye “cebir ve istibdat karşısında boyun eğmeyin!” çağrısı yapması…

 

(*) Koca Dünya için bkz: https://www.ilerihaber.org/yazar/reha-erdemin-koca-dunyasi-70305

(**) Seni Buldum Ya! için bkz: https://www.ilerihaber.org/yazar/turkiye-sinemasinda-pandemi-filmleri-maskeler-de-duser-ve-seni-buldum-ya-124251.html