Covid-19 pandemisinde dünyadaki durum

Covid’in hikâyesi ve sayısız etkileri henüz bitmedi. Pandeminin üçüncü yılına girerken, veriler toplumda dalgalanan değişim dalgalarını ölçmede kilit bir rol oynamaya devam edecek.

Siyasi gündemdeki son sıcak gelişmelerin değerlendirilmesine bir ara verelim ve 2022 çıkmadan Covid-19 da neredeyiz bir ona bakalım.

Önce şunu şerh düşmeliyim! Bu bir köşe yazısı değil onun fazlasıdır. Bunu, adeta bir rapor özeti kabul edin. Uzun yazı okuma ve tahammülsüzlük sorunu oluşturabilir. Sıkılma riskini taşıyanlara da sakın ola ki, bu maceraya girişmemeleri öğütlenir. Bu anlamda bağışlanmam ricası da diğer bir dileğimdir.

Yazının nedenine gelince,

Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden, değerli dostum Prof. Dr. Kaya Süer Hocamızın, 23 Kasım’da gerçekleşmesi niyetiyle düzenlediği, “Uzamış Covid” başlıklı bir bilgi şöleni toplantısı var.

Sempozyumu düzenleyen değerli hocalar, açılış konuşması olarak bana da bir görev verdiler. Bu yazının başlığı olan başlıkta, meseleyi toparlayarak sunmam istendi.

Konuşmacı olarak yer almayı kabul ederken, galiba işin ne denli zor olduğunun farkında değildim. Daha önceleri bu köşede epeyce yazı yazmış olmama karşın ve neredeyse son iki senenin akademik çalışmalarını bu pandemiyle ilgili makale ve kitap yazılarına ayırmış da olmama rağmen, karşılaştığım devasa birikim, adeta bir karabasan gibi üstüme de çöktü.

İşin akademik, klinik tarafı dışında, siyasi, iktisadi, kültürel ve demografik diğer yönlerinin “Uzamış Covid” bağlamında nerelere savrulduğunu bana yeni baştan öğretti.

Yani umarım bir özetleme becerisi gösterebilirim.

UZAMIŞ COVID-19 HİKÂYESİNE BAŞLANGIÇ...

Pandemiye yeni bir isim koyduk. “Uzamış Covid 19”.

Yani pandemi başka bir evrelenmeye dönüşüyor ya da dönüşmüş görünüyor. Muhtemelen pandemi, bundan böyle yerelde yaygınlık gösteren bir karaktere bürünüyor. Yani “endemi” olarak da anılmaya başlanacak.

Bilinen ilk temel klasik bilgilerle özetleme yapmakta yarar var.

“Covid-19 pandemisi” veya “koronavirüs pandemisi”, 2019’un 17 Kasım’ında Çin'in “Hubei eyaleti” başkenti “Vuhan” da ortaya çıkan virüs salgınıdır. İlk görülen olgularda, hastalarda belirli bir neden gözlemlenememiştir. Gelişme sürecinde uygulanan antiviral ve diğer tedaviler ile aşılara cevap vermeyen bir zatürre türü olmasıyla karakterize edilmiştir. Sonuçta, yeni bir koronavirüs teşhisi olarak, “SARS-CoV-2” olarak adlandırılmıştır.

Kişiden kişiye bulaşabilen virüsün bulaşma oranı, sadece Çin veya bölgesel, yöreselde kalmamış ve 2020 Ocak ortasında büyüme göstermeye başlamıştır. İlerleyen zamanlarda Avrupa, Kuzey Amerika, Afrika ve Asya-Pasifik'te yer alan çeşitli ülkelerde hızla yayılan virüs vakaları rapor edilmeye başlandığı da gözlemlenir olmuştur.

11 Mart 2020, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ-WHO) bu yeni hastalığı “küresel salgın” ilan ettiği tarihtir. Bu tarih aynı zamanda Türkiye’de de ilk hastalığın görüldüğü tarihtir.

GÜNCEL DURUM NE?

Virüs, insandan insana, havada veya yüzeylerde bulunan virüs içeren damlacıkların soluk yoluyla vücuda girmesiyle bulaşmaktadır. Başlangıçta hastalığın herhangi bir belirti göstermeden de insandan insana bulaşabileceğine dair bulgular elde edilmiştir.

Laf uzamadan Dünya Sağlık Örgütü’nün son verilerine bakalım.

DSÖ-WHO internet sayfalarında son kayıtlar şöyle:

20 Eylül 2022 itibariyle küresel olarak 609 milyon 848 bin 852 kişide teyit edilmiş Covid 19 vakası saptandı. Bu hastalardan 6 milyon 507 bin 002 kişi de ne yazık ki öldü.

Yine SARS-CoV2 virüsü için keşfedilmiş özgün aşıdan sonra, 19 Eylül 2022 itibariyle küresel olarak 12 milyar 640 milyon 866 bin 343 aşı dozu uygulanmış bulunuyor.

Aşılama manzarasına bakılırsa, dünya nüfusu yuvarlak değer olarak 8 milyar kabul edildiğinde, her birey en az bir kez bile ne yazık ki aşılanmış falan değil. Zira ekonomik olarak gelişmiş merkez ülkelerde toplumsal aşılama sayısı birey başı 3-4, hatta 5’i bile bulmuş durumda. Durum şudur ki kimi ülke halkları gelmeyecek olan aşının yolunu bekliyorlar.

Aşılama eğilim ve zorunluluğunun her bireyde dört veya beşe katlandığı gerçeği ile şimdiye değin 32 milyar doza erişme yerine onun sadece üçte biri hayata geçti. Bir de aşıların üretim ve eşitsiz dağılımı dikkate alındığında fakir coğrafya halkları “takdir-i ilahi” nin insafına terk edilmiş durumda.

Uzamış Covid’de ilk sonuç, temel insan hakkı olan yaşam hakkında muazzam bir eşitsizlikle karşı karşıya olduğumuzdur.

UZAMIŞ COVID-19 NEDİR?

Bu sözcüğün anlamı için bazı tanımları açmak gerekir. Şunlardır:

SARS-CoV 2 virüsü farklı vücut hücrelerini etkileyebilir. Akut fazın sona ermesi her zaman hastanın tamamen iyileşmesi anlamına gelmez. Zira artık korona virüslerin sinir sistemi hücrelerinde uzun süre kalabileceği bilinmektedir. Bu şu anlama gelmektedir. Covid 19 geçirmiş bir bireyde hastalık yeniden tekrar edebilmektedir. Yani "Kronik" veya "uzun vadeli-uzamış-uzun" bulaşıcı süreç terimi, patojenin kalıcılığını ifade eder.

Amerikan Bulaşıcı Hastalıklar Derneği'nin (IDSA) terminolojisine göre, bu görüngü “Uzun Covid”, “Covid Sonrası Sendrom (hastalık belirtisi)” ve “Akut Covid-19 Sendromu Sonrası” olarak tanımlanırken, Harvard Tıp Okulu “uzun yol şoförü-uzun nakliyeci” terimlerini ön görmüşlerdir. Neyin ne olduğu, belirti ve semptomlara (belirti) göre klinik olarak saptanmış sürelerle ilgilidir.

Akut Covid-19: Covid-19 belirtileri 4 haftaya kadar olan hastalığı;

Devam eden semptomatik Covid-19: Covid-19 belirtileri 4 ila 12 hafta arasında süren hastalığı;

Covid-19 sonrası sendromu: Covid-19 ile uyumlu bir enfeksiyon sırasında veya sonrasında gelişen belirti ve semptomlar 12 haftadan uzun sürerse ve ayrıca alternatif bir tanı ile açıklanamayan hastalığı;

Covid sonrası uzun mesafe taşımacılığı (nakliyeci-uzamış nakliyeci) yapan kişi: SARSCoV2'nin neden olduğu Covid-19 teşhisi konan, hastalıktan 3 ila 6 ay sonra bedensel temel sağlık koşullarına dönememiş bir kişiyi tanımlamaktadır.

Çeşitli tahminlere göre, Covid 19 olan ve geçiren hastaların %10 ila %50'sinde "uzamış nakliyecilik” gelişiyor: bu hastaların bazılarında akciğerlerde, kalpte, böbreklerde veya beyinde bu organların işleyişini bozan, geri dönüşü olmayan hasarlar söz konusu oluyor; bir kısım diğer hastalık geçirmiş bireylerde ise, gözle görülür bir organ hasarı olmamasına rağmen, hala hastalık semptomlarını taklit eden bir durum devam ediyor.

Uzun Covid, belirtileri bakımından, farklı maskeler altında da gizlenmeye devam eder. Araştırmacılar, 10 organ sisteminde 200'den fazla Covid sonrası belirti saptamış bulunuyorlar. Uzun Covid-19’un ortak “patofizyolojik sendromları” da dört klinik tablo olarak sıralanıyor. Bunlar: sistemik inflamasyon, endotelit, pulmonit ve – astenik sendrom komplikasyonlarını oluşturan patogenezlerdir.

Sistemik inflamasyon, sistemik bir hiperimmün yanıtın bir sonucudur. Sitokinler, akciğerlerde bir sitokin fırtınasında olduğu gibi salıverilmeye devam eder. Ancak daha az bir dereceye kadar, buna beyin sapı yapılarında bağışıklık iltihabı - nöro inflamasyon eşlik eder. Bu da nörolojik komplikasyonların gelişimini tetikler.

Endotelit, damar endotel hücrelerinin genel enflamatuvar hasarıdır. Bu durum pıhtılaşma homeostaz bozukluğunu, tromboembolizmi, miyokardiyal enerji arzında azalmayı, kalp krizi, felç ve miyokardit gelişimi tetikler.

Pulmonit, virüs ve sitokinler tarafından vasküler ve alveolosit hasarına bağlı gelişen akciğer hasarıdır. Pulmoner doku fibrozu süreci aktive olur ve akciğer fonksiyonu (vital kapasite) azalır.

Astenik sendrom ise, yaşam kalitesini önemli ölçüde kötüleştiren ve çalışma yeteneğini önemli ölçüde azaltan önde gelen bir klinik sendromdur.

Akut Covid 19'dan sonra, öncelikle sistemik arka plan iltihabını ortadan kaldırmayı ve endotel fonksiyonunu iyileştirmeyi amaçlayan yaklaşımın yanı sıra, solunum fonksiyonunun, kardiyak semptomların, sinir sisteminin ve zihinsel fonksiyonların zorunlu olarak izlenmesini gerekmektedir.

Orta veya şiddetli post-Covid semptomları olan hastalarda maksimum iyileşme için yatarak multidisipliner rehabilitasyon da önerilmektedir.

Uzamış Covid’i tarif için fazla uzun ve ortalama okuyucu için belki de gereksiz tıbbi ifadeler oldu bu yazılanlar. Ne ki damar hücre hasarlanmaları ve iltihap hem kalpte, hem de akciğerler, böbrekler ve diğer organlarda yetmezliğe ve hayata mal oluyor. Hastalık dönemindeki iş kayıpları bir yana, bunların teşhis ve tedavisi ve ilgili her türlü alt yapı girdileri de devasa maliyetler oluşturuyor.

NE ÖNLEMLERLE YÜZKEŞTİK...

Covid günlerinin sözde bitmiş ve oysa halen devam eden ya da bir ölçüde devam etmesi gereken dört altın kuralı oldu! Bunlar: Maske, mesafe, izolasyon-yalıtılma ve hijyendi.

İlerleyen süreçte SARS-CoV2 tedavisinde kullanılan özgün antiviral lerin ve aşıların geliştirilmesi ve tedaviye katılması, bunlara ulaşamayanların da sürü bağışıklığına bırakılması, dünya sahnesinde yüzleştiklerimiz arasındadır.

Oysa pandeminin bitti zannedilmesine karşın, Uzun-Covid’in hemen her yeni biçimi, kendisini tekrar ediyor.

Aşılanmış olanlar, hem aşılanıp hem de üstüne hastalık geçirenler ve hastalık sonrası bir kez daha hasta olanlar bu duruma şaşıp duruyor.

Türkiye’nin Sağlık Bakanı, yakın tarihlerde memlekette pandeminin bittiğini ve bundan sonra grip ailemizin bir diğer etmenin de korona virüs olduğunu belirterek, bundan böyle beraber yaşamaya alışacağımızı beyan ediyor. Yani yarabbi şükür modundayız.

COVID-19 HASTALIĞINDA TARAFLAR KİM VE NEREYE UĞRAK OLUNDU?

Esasen cevap çok kolay “biz”, “hepimiziz”. Gezegenin her boy ve soydan bütün ahalisi buna dâhil. Ama durumu şöyle resmetmek de mümkün.

Bu resmin içinde acaba kimler olabilir: Hastalığın hasta ettiği hastalar; hasta yakını ve aileleri; onların her türlü tedavisi ve yaşam kalitesi için uğraşan başta hekim ve eczacılar ve bütün sağlık emekçileri. En büyük telefat bu cephede oldu. Sağlıkçılarımız, başta hekimler, eczacılar ve tüm sağlık çalışanlarından büyük kayıplar verdik. Onları saygıyla anmalıyız.

Saymaya devam edersek, hastalığa çare üretmek için gecesini gündüzüne katan araştırıcı ve bilimciler, yaptıkları önemli keşiflerle mücadelenin silahını ele verdiler. Bir büyük saygı da onlara gelsin.

İlacın-aşının ve tıbbi malzemenin üreticileri, siyasi ve sosyal karar üreticileri, bilimsel ve sosyal medyanın tüm haberleşme ağındaki meslekler ve kişiler, pandemiye inananlar ve inanmayanlar, aşıyı kabullenenler-aşı karşıtları ve “gibi gibi” uzayacak büyük insanlık.

Bu işin bir yanı, diğer tarafta olanlara gelince: Her türlü siyasal sosyal kurumlarıyla devletler ve yöneticileri. Ve belki de özetle söylenecek olan, dünyanın siyasi ve iktisadi yönetimini belirleyen tüm üretim ilişkileri ve sonuçları. Egemen ekonomik sistem olan kapitalizmin doğası ve bunun yeterlilikleri ile beraber devasa krizleri ve yetmezlikleri. Bu arada küreselleşmeyi vaz eden neoliberalizmin dayandığı yeni savrulma ve ulus devletçiliğin yeniden yeşermesi ile ortaya çıkan yeni milliyetçilik tutumları, var olan tarafların kimi mevzilerini oluşturdu.

Bu yazılanlar nereye denk düşer?

Anlatılanların içinde devletler yumağı var. Onun içinde sermaye ve halk sınıfları var. Bunların pandemiyi ve toplumsal yaşamın sistemik ölçeklenmesi karşı taraflardan da okuyan bir bilinç durumu var.

Dünyada pandemiyi belki de bu dönemde en iyi tanımlayan anonim deyiş şuydu:

“Covid bir virüstür; Pandemik olan kapitalizmdir”.

Pandeminin yönetici sınıflarla inşa edilen yeni bilinç durumu da “hepimiz aynı gemideyiz” retoriğine sığınmak oluyor.

Çeşitli ülkelerde emeği ile geçinenler ile emeği sömürenlerin aynı gemi de olmadıklarına dair nice örnek yaşanmıştır.

Gelip oturduğumuz yer, “Covid” sonrası yeni ve eşitlikçi, insan haklarını gözeten, ırkçılık ve sömürücülükten arındırılabilen bir dünya düzenine olan ihtiyaç.

Oysa günümüzün paylaşım retoriği içinde, savaşların ekonomi-politiğine bile maya olabilen bir pandemi deneyiminin, küreselci ve tek merkezli bir dünyadan çok merkezliliğe geçiş sancılarını, yaşadığımızın herhalde farkında olmak da gerekiyor.

PANDEMİNİN KAPİTALİZMİ

Biraz önceki tümceyi yeniden okumak gerekir. “Covid bir virüstür; Pandemik olan kapitalizmdir”.

Durum buysa, pandemiyle küresel mücadelenin, kapitalist müdahalelerle yapılması, kapitalizmi daha pandemik kılacağını vaz etmektedir. Bunlar, adı konmamış biçimde nice araştırma ve rapora da bir biçimde yansımıştır.

Neden dönüp durup kapitalizmden bahsediyorum?

Herkesin bildiğini gerçek şu ki, “Kapitalizm”, üretim araçlarının ve teknolojisinin özel mülkiyetine ve bunların kâr amacıyla işletilmesine dayanan bir ekonomik sistemdir. Mülkiyet toplumsaldan, bireye geçtiğinde ve beklenti, toplumsal ihtiyaçların giderilmesinden ziyade, bireysel kâr beklentisi ve dürtüsüne taşınınca, kaçınılmaz olarak toplumsal katman ve sınıflar arasında bir eşitsizlik doğuyor. Zira kapitalizmin kendi doğası eşitsiz bir gelişim ve birikimi vaz ediyor ve pratik sonuçlarıyla da gösteriyor. Eşitsiz gelişimden murat da gelir adaletsizliğidir.

Bu yazı bunların hepsine değinme şansına kuşkusuz sahip değil. Ama 7-8 başlıkta bir ufuk turu atılabilir. Bu turda istatistik kimi veriler, yanı sıra diğer tıbbi ve sosyal alanlarda yürütülen bilimsel ve çalışmaların hemen tüme yakını, İngilizce yazılmış devasa bir kaynakçadan çekilen örneklerden oluşuyor. Sadeleştirirsek devasa bir Anglo-Sakson yazını ve kuşkusuz bu ülkelerde yürütülen kimi çalışmalar burada örneklenmiş bulunuyor.

Böylece KOVİD'e ilişkin istatistiksel verilerde, adeta bu resmin çok rahat bir “Eşitsiz Geçiş Ücreti” olarak gündelik ve toplumsal hayatımıza yansıdığını gördük, görüyoruz; izledik, izlemeye devam ediyoruz.

Şimdi bunlardan kimi başlıkları ayıklayarak sergileyelim:

1. KAYIP YAŞAMLAR:

En belirgin değişiklik belki de en şaşırtıcı olanı: Pandemi çok büyük bir can kaybına neden oldu. Başta DSÖ istatistiği olarak verdiğim rakamlar, yalnızca buraya bildirilen KOVİD ile ilgili ölümleri yansıtmaktadır. Sonuç olarak, özellikle veri toplama yöntemlerinin daha az güvenilir olduğu veya raporlama mekanizmalarının daha az sağlam olduğu bölgelerde, muhtemelen çok eksik de sayılmıştır ve sayılmaktadırlar.

Şöyle bir tablo yapalım:

Tablo. Kayıp Yaşamlar

Ülkeler

Nüfus (18.09.2022)

Vaka Sayıları (20.09.2022)

Ölümler (20.09.2022)

ABD

332.738.111

94.413.388

1.042.582

Almanya

83.129.285

32.740.593

149.079

Türkiye

84.680.273

16.852.382

101.068

Rusya

145.478.097

20.535.057

386.234

Hindistan

1.374.917.850

44.543.089

528.370

Çin

1.412.600.000

7.183.886

25.712

Nijerya

211.400.708

264.933

3.155

Suriye

18.276.000

57.775

3.163

Somali

16.360.000

27.775

1.361

300 milyonluk ABD’nin vaka ve ölüm sayıları ile dünyanın dev nüfusları olan Çin ve Hindistan’ın vaka ve ölüm istatistikleri birbirine dahi yaklaşamıyor. Nedenleri var, anlatmaya burada yer yok!

Kıtasal, bölgesel ve ülke içi rakamlar dahi, veri akışının esasen ne denli yanıltıcı olduğunu ve ülkelerin çapının pandemiyle mücadelede ne denli farklı yerlerde olduğunu gösteriyor.

Kısaca DSÖ ve dünya, aslında ne toplam hasta sayısının gerçeğini ve ne de ölümlerin sayısını bilemiyor.

Görünen tek manzara şu: Tekrar olmazsa bir daha vurgulayım; kapitalizm eşitsizlik üretirken eşitsizliğin merkezi gelir adaletsizliğidir. Durum bu olunca,  kapitalist sistem buna yoksul ülkeler, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler adını takar ve sonra der ki, bu ülkelerden veri akışı yeterli gelmediği için de bildiğimiz ancak bundan ibarettir.

Geçelim…

SAĞLIK:

Bu başlık altında incelenenler sağlığa ilişkin tüm panoramayı yansıtmaktan hayli uzak. Kimi seçimlerin içeriği de zorunluluk nedeniyle çok sınırlı.

Olsun ve adım atalım!

SAĞLIK/TEDAVİDE DURUM NE YA DA İLAÇLAR NEDİR?

Covid tedavisinde neler kullanılmakta konusu, bugün için önemle aşılmış vaziyette. Akut Covid ile Uzamış Covid arasında relatif farklar olmakla beraber ortak semptomlarla teşhise gidiliyor. Bakarsak, DSÖ'nün, Covid-19 sonrası durum tanımını karşılamak için, bireyin en az 2 ay boyunca özgün belirtiler göstermesi öngörülüyor. En sık görülen semptomlar pulmoner (öksürük ve nefes darlığı), nörolojik (bilişsel işlev bozukluğu, "beyin bulanıklığı", baş ağrısı), psikolojik (anksiyete, depresyon, uyku güçlükleri), kardiyovasküler (göğüs ağrısı, kalp çarpıntısı ve miyokardit),tat ve koku duyusu kayıplarıdır. Birden fazla semptom ortaya çıkabilir, ancak tanı için hepsi gerekli değildir.

Hasta immün yanıtlılığı da testle Covid pozitif olarak saptandığında, klinik olarak tedavide bugün kullanılan başlıca üç grup ilaç olduğunu görüyoruz. Bunlar: Aşılar, Monoklonal antikorlar ve Antiviral ilaçlardır.

Tedavi başarısı için halen gündem de olan soru şudur: Bu ilaçlar acaba uzamış Covid’de koruyucu mudur? Bu soruyu ele almaya çalışmanın eksikliklerinden biri, mevcut verilerin azlığıdır. Bu müdahalelerin etkisiyle ilgili verilerin çoğu, Alfa varyantı baskın olduğunda toplandı. Delta ve omikron varyantları baskın iken sadece az miktarda veri toplanmıştır. Omicron'un BA.2 varyantlarının gelmesi ve yeni BA.2 alt varyantlarının sürekli ortaya çıkmasıyla, çeşitli ilaç-aşı müdahalelerinin, etkinliğine ilişkin verilerin, gerçek zamanlı olarak henüz yanıt üretemeyeceği kesindir.

Hiçbir ayrıntıya girmeden kullanılan ilaçlar olarak şunları not düşmeliyim.

- Bugün en etkili biçimde kullanılan aşılar mRNA aşılarıdır.

- Monoklonal antikor olarak tercihan iki ilaç bulunmaktadır. İlki EVUSHELD ticari preparatıdır.  Tiksagevimab ve silgavimab monoklonallerinin ikili karışımıdır. Delta, Omikron ve Omikron BA.2 varyantlarına etkilidir. Diğeri ise bebtelovimab olup, Omikron ve Omikron BA.2 varyantlarına etkilidir.

- SARS-CoV-2 enfeksiyon tedavisi için üç antiviral ajan mevcuttur.Her 3 ajan da klinik semptomların başlangıcına mümkün olduğunca yakın verildiğinde en etkilidir.Remdesivir, SARS-CoV-2 tedavisi için Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanan injeksiyonluk tek antiviral dir. Diğer İki oral antiviral ajandan ilki, Paxlovid ticari adına sahip nirmatrelvir+ritonavir bileşimidir. İkincisi ise, molnupiravirdir. Yakın zamanda FDA tarafından 12 yaşın üzerindekiler (Paxlovid) veya yetişkinler (molnupiravir) için “Acil Kullanım İzni” almıştır.Her ikisi de ayaktan tedavi içindir ve her ikisinin de semptom başlangıcından sonraki 5 gün içinde kullanılması önerilir.

SAĞLIK/YAŞAM BEKLENTİSİ

Nüfus sağlığı ve uzun ömürlülüğün yararlı bir ölçüsü olan “doğumda beklenen yaşam süresi” olarak bilinen gösterge, geçtiğimiz yüzyılda çoğu yerde yükselişteydi. Kimi ülkeleri kapsayan yakın tarihli bir çalışmada, Covid 19, bu eğilimi tek başına tersine çevirdi. Yaşam beklentisi tipik olarak erkekler ve kadınlar için ayrı ayrı ölçülür. İstatistiklere bakılırsa genel olarak, pandeminin bedelinin ödenmesi erkekler arasında daha fazla bir oranda. Yani 2022 istatistikleri erkeklerin bu pandemi sürecinde daha fazla öldüğünü söylüyor.

SAĞLIK/GIDA GÜVENSİZLİĞİ

İklim değişikliği ve gelir dağılımındaki yaygın eşitsizlik gibi faktörler, zaten yüksek gıda güvensizliği oranlarına katkıda bulunuyordu. Yakın tarihli bir rapora göre, pandeminin 2020'de hem küresel hem de bölgesel olarak yetersiz beslenmede ani bir artışa neden olduğunu, özellikle insanların işlerini kaybetmelerinin nedenler arasında başa oturduğu saptandı. Sokağa çıkma yasakları ve karantinalar sırasında çalışma saatlerinin durdurulması veya azalması da doyunma, barınma gibi doğal ihtiyaçların sağlanamamasına neden olarak ortaya çıktı.

Ayrıca, önümüzdeki on yıl içinde, öngörülen yetersiz beslenen insan sayısı, bu değerlerin “Covid olmasaydı ne olurdu” parametresiyle karşılaştırılmasına da neden oldu. Veriler ve sonuçları, görünüşte akut olan bu aksaklıkların uzun bir kuyruğu olacağını gösteriyor: Covid senaryo projeksiyonları, 2030 yılına kadar Covid olmayanları büyük ölçüde aşıyor.

SAĞLIK/ÇOCUKLUK AŞILARI

Pandemiyle ilgili her yerde aşılar konuşulmasına rağmen, Covid dışındaki hastalıklara karşı bağışıklama oranları son zamanlarda düştü. Üçüncü doz difteri-tetanos-boğmaca aşısı ve ilk kızamık aşısı dozu nedeniyle, çocukları izleyen bir çalışma, her aşının küresel olarak beklenene kıyasla sekiz milyon ila dokuz milyon arasında daha fazla dozunun kaçırıldığını tahmin ediyor; bu değer Nisan 2020'de en düşük düzeyde saptanmış. Rakamlar 2020’den 2022’ye daha iyileşmiş olmasına karşın, bazı ülkelerde bu kapsam Covid olmadan olacağından daha düşük. Kısacası fakir ya da kaynakları sömürülen ülkeler bu konuda da hala fakirliklerine devam ediyor.

SAĞLIK/DOĞUM ORANLARI

Küresel olarak, Covid’in doğum oranları üzerindeki etkisi karışıktır. Birçok yüksek gelirli ülkede, belki de yüksek düzeyde stres ve finansal belirsizlik nedeniyle, insanlar 2020'de beklenenden daha az bebek sahibi oldular. Ancak düşük ve orta gelirli ülkelerde, pandemi kısıtlamaları, tahminen 12 milyon kadının doğum kontrol yöntemlerine erişimini engelledi ve yaklaşık 1,4 milyon istenmeyen gebelikle sonuçlandı. Bunda, pandemiyle beraber gelen izolasyonun etkisinin de bulunduğunu düşünmek gerekiyor.

SAĞLIK/BAKIM VERENLERİN KAYBI

Ekim 2021'de CDC (U.S. Centers for Disease Control and Prevention, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri), ABD'deki dört Covid ölümden birinin bir çocuğu birincil veya ikincil bakıcıdan mahrum bıraktığını bildirdi. Kayıtlara göre, bakıcı kayıplarının yol açtığı bu orantısızlık özellikle Nisan 2020'den Haziran 2021'e kadar 140.000 zenci çocuğu bakıcısız bırakarak etkilendi. İstatistik adeta bir ırk ayırımcılığı izlenimini çağrıştırıyor.

SAĞLIK/AKIL SAĞLIĞI

Lancet dergisindeki bir araştırmaya göre, depresif bozuklukların küresel prevalansı, 2020'de yaklaşık yüzde 28 arttı ve anksiyete bozuklukları neredeyse yüzde 26 arttı. Bu vaka patlaması, yüksek enfeksiyon oranları ve karantina sırasında hareket kabiliyetinin azalması gibi pandemi ile ilgili faktörlerle bağlantılandırıldı.

Nature dergisindeki bir diğer araştırmaya da göre, 19 ülkedeki yardım hatlarına yapılan çağrılar izlenerek ruh sağlığı üzerindeki etkileri değerlendirdi. Çağrı hacmi, pandemi öncesi düzeylere oranla yüzde 35 artış gösterdi. Sonuçlara göre, normalden daha fazla arayanlar, özellikle korku ve yalnızlık duygularını ifade ettiler.

Araştırıcılar, bu verilerin, pandemi dönemindeki akıl sağlığı bozukluklarındaki değişiklikler açısından, kayıp, stres ve izolasyonun tam resminin yakalanamadığı sonucunu çıkardılar.

ABD kaynaklı çalışmalara biraz daha devam edelim…

Scientific American dergisinde yayınlanan bir çalışma, ABD kapitalizmin kimi işaret fişeğine ışık tutuyor gibiydi. Yazarlar araştırmalarının Covid’in zihinsel sağlık sonuçlarının, toplumun esenlik ve refahındaki uzun vadeli kayıplara yol açtığını, bunun nedeninin ekonomik üretkenlikteki azalma ile bağlantılı ve sağlık bakım maliyetlerinin artmasıyla ilgili olduğu sonucuna varıyorlardı. Sonuçta ki önemli cümleleri de şuydu: “Ne yazık ki, mevcut ABD ruh sağlığı sistemi, kamuoyunun odak noktasından yoksundur: büyük ölçüde zaten akıl hastası olanlarla ve çoğu zaman yalnızca tedavi için ödeme yapabilenlerle ilgilenmektedir.”  

Haziran 2020, Covid’in yeni stres türlerine neden olduğunun anlaşılma başlangıcıdır. Nisan ve Mayıs 2020'de yürütülen bir CDC araştırması, pandemi ile ilişkili belirli stresörler ve sağlığın sosyal belirleyicilerini ortaklaşa ele alarak, toplumda depresyon, intihar düşüncesi ve madde kötüye kullanımının başlamasını birlikte değerlendirmiştir. Bu sorunların oranları, ırk ve etnik gruplar arasında değişiklik göstermiştir. Örneğin, Hispanikler için, hem konutsuz kalma hem de intihar düşüncesi ve eylemine ilişkin büyük oranlar saptanmıştır. Bu arada, Yerli Amerikalı/ ve Alaskalılar, Asyalı, çok ırklı veya ankette ayrı olarak listelenmeyen başka bir ırk veya etnik köken olarak tanımlananlar, nüfus olarak viral yayılmadan en fazla etkilenen nüfus katmanlarını oluşturmuşlar, iş veya gelir kaybı ve sağlık hizmetlerine erişim eksikliği konusunda da yine en yüksek oranları da kapsamışlardır.

Bütün bunlara ne demeli. Merhaba ABD kapitalizmi…

SAĞLIK/MADDE KULLANIMI

Sigara Satışları: 2020'de ABD'de sigara satışları yaklaşık 20 yıldır ilk kez arttı.

Alkol Satışları: Mart-Eylül 2020 arasında ABD'de alkollü içeceklerin perakende satışları 2019'un aynı dönemine göre yüzde 20,4 arttı. Bu değişime restoran ve barlardaki düşük satışlar da eşlik etmekle beraber, pandemi, insanları genel olarak evde daha fazla alkol tüketmeye de teşvik etti.

Aşırı Doz Uyuşturucu Ölümleri: CDC verilerine göre, ABD'deki insanlar pandeminin başlamasının ardından benzeri görülmemiş sayılarda aşırı dozda uyuşturucudan öldü. Nisan 2020'den Nisan 2021'e kadar olan dönem, sadece bir yılda, ilk kez 100.000'den fazla aşırı doz ölümünün rapor edildiğini temsil etti. Bu ölümlerin çoğu, son yıllarda opioid bağımlılığındaki artışın ardından, yasa dışı uyuşturucu pazarına düşen güçlü sentetik opioid “fentanile” ile bağlantılıdır.

1. BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR

Dünya da Mart 2020'den itibaren, bazı araştırma projeleri durma noktasına gelirken, diğerleri aniden hızlandı. Covid’in patolojisi, tedavisi ve ortaya çıkardığı temel halk sağlığı sorunlarını anlama aciliyeti, bilimsel araştırmalarda önceliklerin yeniden değerlendirilmesine yol açmış oldu. Bu eğilim halen devam ediyor. Akut Covid ile ilgili olan çalışmalar nispeten hız keserken, şimdi Uzamış Covid çalışmaları öncelik kazanır durumda.

Bu çalışmalar, NIH (ABD-Ulusal Sağlık Enstitüsü)tarafından en fazla finansal destek alan kapsamda bulunuyor. Yanı sıra, dünyada Covid alanında, davranış bilimi araştırmalarında da gözle görünür büyük bir artış saptanıyor.

2. EMİSYONLAR

Hükümetler KOVİD’e yanıt olarak sokağa çıkma yasağı ve diğer kısıtlamalar getirdiğinde, ulaşım ve ticari enerji tüketimi aniden düştü. Sonuç, hava kirliliğinde çarpıcı bir azalma oldu. Bunlar özellikle karbondioksit, nitrojen dioksit ve ince partiküller (parçacıklar) emisyonlarıyla ilgili gözlemler.

CO2: “CarbonMonitor.org” a göre, küresel ısınmanın çoğundan sorumlu olan sera gazı küresel karbondioksit emisyonları, 2020'de yüzde 5,4 oranında düştü, ancak şimdilerde tekrar normal yaşam koşullarına dönülmesi, sera gazının 2019'daki seviyelere yakın düzeylere yükseldiği gösteriyor.

NO2: Azot dioksit, fosil yakıtların yakılması yoluyla yayılır ve insan solunum problemleriyle ilişkilidir. ABD'de evde pandemi kilitlenmelerinin ilk birkaç haftasında, bu gazın seviyeleri önceki üç yılın aynı dönemine göre yüzde 25'ten fazla düştü.

İnce Parçacıklar: ABD'deki ev kilitlenmelerinin ardından, sigara dumanı, pişirme dumanı, mum alevi dumanı gibi ince parçacıklı madde örneklerinin (PM2.5) havadaki varlıkları, genel olarak pandemi öncesi düzeylere tekrar yaklaştı. Ancak araştırmacılar, kentsel alanlarda ve zorunlu olmayan işletmelerin erken kapandığı alanlarda önemli düşüşler de buldular.

Bu emisyonların azalmasındaki en önemli neden de “uzaktan ev ofisi çalışmayı” ve “onlayn” yani bağlantısız eğitime geçişin tetiklediği faktörler olarak somutlanmıştır.

3. EKONOMİ

Covid’in ekonomik etkileri önemli oldukları kadar çeşitlidir. Uzaktan bakıldığında, kazananları ve kaybedenleri belirlemek kolaydır. Örneğin, görüntülü arama ve çevrimiçi alışveriş hızla artarken, hava, tren, otobüs yolculuğu ve konaklama sektörleri zarar gördü. Ancak, verilere daha yakından bakıldığında daha ayrıntılı bir tablo ortaya çıkıyor; çünkü farklı insanlar bu değişiklikleri farklı şekillerde deneyimliyor.

EKONOMİ/İŞGÜCÜNE KATILIM VE/VEYA EŞİTSİZLİK

Dünya Bankası tarafından mal ve hizmet üretimi için işgücü sağlayan 15 yaş ve üzeri kişiler olarak tanımlanan işgücünün, dünya çapındaki insan payı (eğilimler ülkeden ülkeye değişse de) son yıllarda giderek düşmektedir. 1990'dan beri tipik yıllık dalgalanmalar yüzde 0,1 civarındaydı. 2019'dan 2020'ye, küresel oran, nüfusun yaklaşık yüzde 61'inden 59'un altına ani ve dik bir düşüş göstermiştir.

Dünyada iş kaybı yükü, emekçi cinsiyetler arasında eşit olmayan bir paylaşım tablosu sergiledi. Erkek iş gücü kayıpları, kadın emekçilere göre daha düşük. Özellikle 2022 de erkekler pandemi öncesi dönemdeki istihdam düzeylerine yeniden erişmiş durumdular. Oysa kadın işçiler, 2019 düzeylerine göre halen 13 milyon daha az istihdam edilir durumdalar. Bir diğer önemli parametrede merkez ekonomi özelliği gösteren ülkelerde, işçiler iş güvenliği açısından yeniden sendikalaşmaya büyük eğilim göstermeye başladılar.

EKONOMİ/SANAYİ İNİŞLERİ VE ÇIKIŞLARI

Pandemi başlangıcı ile günümüz arasında fark olmakla beraber çeşitli sanayi sektörlerinde özellikle hizmet sektörü alanında, önemli dalgalanmalar yaşandı. Sokağa çıkma kısıtlamaları gereksiz seyahatleri aniden durdurdu. "Otelcilik", ve " havaalanı gibi seyahat merkezleri ", “lokanta, bar, kafe gibi hizmet sektörleri”  ne ilişkin hizmetler adeta tamamen durdu. Market ve diğer ticari alışveriş hizmet süreçleri onlayn bir çevrim sürecine girdi.

Hizmet sanayinin dışındaki sanayi sektörlerinde çalışma süre ve saatlerinde yarı oranda azaltmalar ortaya çıktı. Bu sektörde pek çok işçi geçici işten çıkarma veya yarı ücretli istihdam koşullarına geçirildi.

Kısacası ücretlilerde yoksullaşma düzeyi dramatik biçimde pik yaptı. Kapitalist sermaye ise halen “aynı geminin yolcusu” olduğumuzu vaz etmekte. Ne ki hiçbirimizin kamara düzeyleri bir eşitlik göstermiyor.

EKONOMİ/TELE SAĞLIK YATIRIMLARI VE POLİTİKALARI

Tele sağlık, uzaktan sağlık hizmeti sağlamak için belirli teknolojileri kullanır. Örnekler, yaşamsal belirtilerin uzaktan izlenmesine izin veren sensörlerden, telefon veya bilgisayar aracılığıyla bir tıp uzmanıyla yapılan konsültasyonlara kadar uzanır. Bu yeni bir kavram değil, ancak küresel yatırımlar (yatırımcı sayısı ve katkı ölçeği açısından) 2020'de fırladı ve 2021'de rekor kırmaya devam etti. Bu merkez ekonomi ülkeleri açısından, yükselen bir eğilim olmakla beraber, dünya nüfusunun üçte ikisi bu düzeyde sağlık hizmeti verebilecek bir refah düzeyinde yaşamadığından, bu yatırımlara ulaşma şansları da yok. Yani eşitsizlik tablosu bu alanda da devam ediyor.

Pandemi öncesi de söz konusu olan ve pandemiyle beraber, başta ABD'de ve kimi merkez ekonomilerde, hastalara sunulan tele-sağlık hizmetlerinin türü ve kapsamı hukuki düzenlemelerle kontrol edilir düzeye getirildi. COVID, halk sağlığı acil durumlarında hızlı ulaşım veya uzaktan tanı, konsültasyon ve bakım gibi hizmet seçeneklerinin sunumunu ivmelendirdi.

4. EĞİTİM

Dünya Bankası, UNESCO ve UNICEF'ten bir rapor, COVID ile ilgili aksaklıkların başına şunu yazdı: Pandemi, “kayıtlardaki en kötü eğitim krizine” neden olmuştur. Özellikle onlayn eğitimin ilköğretimden, yükseköğretime kadar her düzeyde uygulanmaya başlaması düşük ve orta gelirli ülkelerdeki çocukların eğitimlerinin aksamasına neden oldu. Onlar okulların kapanması nedeniyle en büyük kayıpları yaşadılar ve muhtemelen yüksek gelirli ülkelerdekinden daha uzun süreli etkiler de yaşayacaklar. “Etkilenen çocuk grupları, yetişkinlikte daha düşük eğitim kazanımının yanı sıra daha düşük kazanç ve daha yüksek işsizlikle sonuçlanıyor.”

EĞİTİM/BOZULMUŞ ÖĞRENME YÖRÜNGELERİ

Dünya Bankası'na göre, günümüzde eğitimde meydana gelen en dramatik kaybın bir kısmının "çocuklar okula döndükten sonra daha yavaş öğrenme” ye dayalı olduğunu" gösteriyor. Yine Dünya Bankası, eğitimcilere ve yöneticilere, pandemi dönemi eğitim kayıplarının “hızlandırılmış bir öğrenme yörüngesi” ile aşılabileceğini öneriyor. Pandemi kuşağının eğitimde neler kaybettiği ise, ancak gelecek yıllarda anlaşılabilir olacak.

5. GÜVEN

Pandemi dönemi dünya vatandaşlarının arasında en yaygın görülen davranış biçimi, ülkesindeki kurumsal ve kamusal hizmetlere karşı duyulan toplumsal güvensizlikle bitişmiş görünüyor. Pandemi başlangıcında, güven duygusunu sarsan bazı örnekler şunlar oldu:

Devletin kamusal olarak sunma zorunluluğu olan sağlık hizmetlerinde yetersiz kalınması bir faktördü. Yanı sıra, acil müdahalelerin organize edilememesi, solunum pompası ihtiyaçlarının küresel olarak giderilememesi, 65+ üstü yaş gruplarında pandemiyle tetiklenen kronik hastalık tedavi hizmetlerine zaman, zemin ayırılamaması, bir diğer etmen oldu. İşsiz kalma, kişisel geçinme yardımları veya iş yeri destek fonlarında yararlanamama, aşıya, ilaca ulaşamama ve benzeri pek çok faktör bir yandan güvensizlikleri daha da tetikledi ve bir yandan da “kazanılmış çaresizliklerin” yaratılmasına katkı sağladı.

GÜVEN/ALGILANAN YOLSUZLUK (KÜRESEL)

Güvensizliği pekiştiren bir diğer faktör de küresel olarak yolsuzluk algısının pik yapmasıdır. Uluslararası Şeffaflık Örgütü'ne göre, yolsuzluğun yıpratıcı etkileri, acil durumlarda daha da artıyor ve bu da acil durumu daha kötüleştirebiliyor. Bu zarar sarmalındaki kilit faktörlerden bazıları, temel hizmetlerden fonların saptırılması, şeffaf olmayan hükümet harcamaları ve krizin yönetiminde insan hakları ihlalleridir. Tüm bu sorunlar pandemi sırasında ortaya çıktı ve bunun sonucunda dünyanın her yerinde insanlar acı çekti ve öldü.

Bu da esasen mikroskobik bir virüsün tetikleyerek ortaya çıkardığı, kapitalizmin pandemisinden başka bir şey olmadığını, insanlık hafızasına kazıdı.

6. SONUÇ YERİNE VE İLERLEME

Covid’in hikâyesi ve sayısız etkileri henüz bitmedi.

Pandeminin üçüncü yılına girerken, veriler toplumda dalgalanan değişim dalgalarını ölçmede kilit bir rol oynamaya devam edecek.

Bu verilerden bazıları günlük hayatımızda kişisel risk değerlendirmeleri yapmamıza yardımcı olurken, diğerleri politika kararlarına yön verebilir.

İnsanlığın ve emeğin sermaye hegemonyası ve tamahkârlığı karşısında, yeniden esenlik kazanabilmesi için kapitalizmin yenilenmesinin asal çare olmadığı ve bunu öngören çabalar yerine “yeni bir dünya mümkündür” ilkesi etrafında toplanacak toplumsal bir bilince ihtiyaç bulunmaktadır.

Bunu için ileri…

nuriabaci@gmail.com