Irkların icadı

Irkların icadı

İtalyan yazar Guido Barbujani .bu çalışmada, ırkçılığın karşısına genetik, biyoloji, antropoloji gibi bilim dalları hakkında incelediği bilimsel verileri ortaya koyuyor. Irkların İcadı, maddi koşulların ve kültürün genler ile olan ilişkisini bütün bu idealist kategorizasyonlardan ayırarak materyalist bir gerçeklik ile açıklıyor.

Orhan Kiper

Mussolini’nin iktidara gelişinin yüzüncü yılında, aşırı sağ aday Meloni, İtalya’da seçimleri kazanıp geçtiğimiz eylül ayında başbakanlık koltuğuna oturdu. Faşizmin motoru olan ırkçılığın Avrupa siyasetinde yeniden karşımıza çıktığı bu günlerde, geçtiğimiz ekim ayında popülasyon genetiği profesörü İtalyan yazar Guido Barbujani’nin ‘Irkların İcadı’ kitabının İletişim Yayınları tarafından yayınlanması, bazı tehlikelerin gözden geçirilmesi adına anlamlı bir rastlantı oldu.

BİRLİK KAVRAMI VE “FARKLI” OLMAK

Birlik kavramı; özellikle sınıflı toplum dünyasında, ‘farklı olmak’ üzerinden kendini var etmektedir. Mitlerde, efsanelerde ve hikâyelerde sürekli karşımıza çıkan ‘farklı olmak’ durumu, tarih boyunca çeşitli şekillerde vücut bulmuş ve siyasal olan her şeyde kendini bir şekilde göstermiştir. İnsanlığın en utanç verici icadı olan ırkçılığın bugün hâlâ birlik olma adına geniş kitlelerde bir geçerliliğinin olması; siyasal alanda bu gücün hâlâ kırılamamış olması ve sahte bilimin yarattığı sahte meşruiyet ile açıklanabilecek bir durumdur. Barbujani bu çalışmada, ırkçılığın karşısına genetik, biyoloji, antropoloji gibi bilim dalları hakkında incelediği bilimsel verileri ortaya koyuyor.

İnsanlar arasındaki genetik çeşitlilik, bilim tarihinin başından bu yana, dış görünüş başta olmak üzere çeşitli sınıflandırmalarla anlamlandırılmaya çalışıldı. Bu bağlamda ten rengi, kafatası yapıları, saç dokuları, konuşulan dil gibi belirlenimler tasnif adına en çok başvurulan farklılıklar oldu. Doğrudan fenotip belirlenimi haricinde, farklı popülasyonlardaki belli karakteristik özellikler üzerinden, yani bir çeşit davranışsal farklılıklar dolayımıyla ırksal kategorizasyonlar da söz konusudur. Fakat belirli popülasyonlar arasında genetik farklılık, keskin sınırlar ile birbiriden ayrılmadıkça, tam tersine Homo Sapiens’in tarih sahnesine çıkışından beri ciddi bir iç içelik durumu söz konusuyken, bu farklılıklar sadece insanlığın çeşitliliği olarak nitelendirilebilir.  Genetik sınır yoksa ırk da yoktur. Kitap, maddi koşulların ve kültürün genler ile olan ilişkisini bütün bu idealist kategorizasyonlardan ayırarak materyalist bir gerçeklik ile açıklıyor.

IRKÇILIĞIN KÖRÜKLENMESİNDE SAVAŞIN YERİ

Genetik üzerine çalışmalar derinleştikçe, bazı gerçeklikler bilimin ışığında apaçık şekilde yeniden doğrulanıyor: Irk kavramı, biyolojik bir olgudan ziyade toplumsal bir kurgudur.

İnsan biyoçeşitliliğini açıklamak için bizi ırklara ayıran düşünce sisteminin akıl dışılığı, bilim dünyasında, sayısız araştırma neticesinde çoktan uzlaşıya varıldı. Ama bu düşüncenin, ana akım siyasette günümüzde bu kadar geçerliliğinin olmasına yazar bir açıklama getiriyor: “Bazı nakaratlar tekrar edile edile insan kulağına yerleşiyor ve bunların ne kadar sağlam temele dayandığının pek bir önemi kalmıyor.”

Özellikle savaşlar, kıtlıklar ve yoksulluklar neticesinde göç hareketleri hızlandıkça, ırkçılığı körükleyecek radikal sağ söylemlerin siyaset sahnesinde yeniden gözükmesi, acı tecrübelerle hissettiğimiz bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Tehlike somut olarak kapımızdayken bilim insanlarına gerçekleştirdiği bütün bilimsel çalışmalar adına teşekkür etmekle yetinemeyiz. Çoktan yok olup gitmiş olması gereken bu akıl dışı düşünceyi, bilimde olduğu gibi siyaset sahnesinden de söküp atmaktan başka çaremiz yok.

KÜNYE: Irkların İcadı, Guido Barbujani, çeviren: Volkan Çandar, İletişim Yayınları, 2022, 223 sayfa.